Akşehir
22/4/2007 · Kategori: Aksehir Tarihi
COĞRAFİ KONUMU
Akşehir İlçesi ; İç Anadolu Bölgesi'nin Güney-Batısı' nda, Sultan
Dağları'nın Kuzey eteklerine yaslanmış, bereketli bir ova üzerinde
kuruludur ve yüzölçümü 2200 km2. dir. İlçenin 8 km. kuzeyinde Akşehir
Gölü başlar. Taşma alanlarıyla 353 km2 büyüklüğündeki gölün suyu tatlıdır.
Sazan ve turna balıkları avcılığı yapılmaktadır. Etrafını çeviren
bataklıklardan elde edilen sazlar dekorasyon ve izolasyonda kullanılır.
Akşehir ve çevresi, sert kara ikliminden daha yumuşak , yağışlı hava
şartları nedeniyle, yerleşim ve tarıma daha elverişlidir. Bölgede
tahılların yanısıra pancar, mısır, haşhaş , (afyon ) tarımı ve meyvecilik
( kiraz, elma , armut, erik vb. ) yaygın olarak yapılmaktadır. Akşehir ve
çevresinde KOBİ' ler bünyesinde gıda , madeni eşya, cam ve plastik eşya
sektörlerinde faaliyet gösteren üretim birimleri yaygındır. Geçen yıl altyapı
inşaatlarına başlanan olan Akşehir Organize Sanayi Bölgesi' nin, yapılacak büyük
ölçekli yatırımlarla ekonomiyi daha da güçlendirip canlandırması beklenmektedir.
Canlı sosyal, ekonomik ve kültürel hayatı, gelişmiş, maharetli küçük esnaf
ve sanatkarlar topluluğu, 30 dan fazla köyü ve bucakları , 100.000 i aşan
genel nüfusu ( kent içi 70.000 ), yaygın eğitim ( yüksek öğretim dahil ) ve
sağlık kurumları, yetişmiş insan potansiyelleri ile Akşehir, yöresinde önemli
ve doğal bir merkez konumunu kazanmıştır.
TARİHÇETürk ve İslâm öncesi dönem
Tarih boyunca hep önemli bir yerleşim, ticaret, kültür merkezi olan Akşehir'e ait
ilk arkeolojik bulgular Neolitik Dönem'e kadar uzanıyor. Etiler zamanında Akşehir'in
adı THYMBRİON' dur. Zamanla Frikya egemenliğine daha sonra Anadolu ‘ da egemenlik kuran Lidyalılar’ ın yönetiminde kalan Akşehir'in önemi daha da artmıştır. "Krallar Yolu" Akşehir' den geçmektedir. Akşehir , İ. Ö. III. yüzyılda, PHİLOMELİUM " Bal Sevenler " adıyla anılmaya başlanmıştır. Pers ve Hellenistik dönemlerden sonra kent, Roma daha sonra da Bizans egemenliğine geçer.
Selçuklular ve Osmanlılar Dönemi
Araplar Akşehir'i , beyaz çiçek açmış elma ve erik ağaçlarının görüntüsünden
dolayı "Belde-i Beyza" (Beyaz Şehir) olarak anmışlardır.Ancak sonra Anadolu'ya
yayılan Türkler, Kutalmışoğlu Süleyman Şah komutasında kenti almışlardır.
Haçlı Seferleri, Selçuklu taht kavgaları, Moğol istilası sıralarında sürekli savaşlar
yaşayan Akşehir ( Akşar ) büyük yıkımlar yaşamak zorunda kalmıştır. 1381
yılında Padişah Murat Hüdavendigâr ' a satılarak Osmanlı egemenliğine girerse de
Y. Beyazit'in Timur' a yenilmesi ile Moğollar'ın, Fetret döneminden sonra
Karamanoğulları' nın eline geçer. Nihayet Fatih Sultan Mehmet 1467 yılında
Akşehir' i fethederek Osmanlı topraklarına katar. 19.YY .sonlarında Akşehir’de
Kaymakanlık yapan Bereketzade İsmail Hakkı’ nın Hatıralarında verdiği bilgilere
göre; Akşehir’in çevre kasabalarıyla birlikte (Cihanbeyli, Doğanhisar vb.)
50.000' den fazla nüfusu vardır. Türkler, Yörükler, Kürtler, Ermeniler, Rumlar vd.
diğer milliyetlerden insanların birarada yaşadığı sosyal ve ekonomik bakımdan
canlı, bir merkezî yerleşme birimidir.
Kurtuluş Savaşı Dönemi (Garp Cepshesi Karagahı)
Kurtuluş Savaşımız' ın dönüm noktası Sakarya Meydan
Muharebesi'nden sonra,18 Kasım 1921 tarihinden itibaren Garp
( Batı ) cephesi karargahı Akşehir' e yerleşir. Kumandan İsmet
( İnönü ) Paşa TBMM' den ve Başkomutan Mustafa Kemal Paşa'
dan aldığı emirlerle "Büyük Taarruz" un hazırlıklarını 9 ay boyunca
Akşehir' de yapar. Akşehir, bir anlamda sinesinde Büyük Taarruz'u
doğuma hazırlar. M.Kemal Paşa' nın da katılımıyla son hazırlıklar
tamamlanır ve 24 Ağustos 1922 tarihinde ,Batı Cephesi Karargahı ve
bağlı kuvvetlerimiz Büyük Taarruz için Akşehir' den Afyon' a doğru
hareket ederler. Ünlü yazarımız,hemşehrimiz merhumTarık Buğra,
Küçük Ağa romanında işte o günlerin Akşehir'ini anlatmıştır. 24
Ağustos her yıl Akşehir Onur Günü olarak coşkuyla kutlanır

Akşehir Tarihi
22/4/2007 · Kategori: Aksehir Tarihi
Tarih boyunca hep önemli bir yerlesim merkezi olan Aksehir'in ilk yerlesim bulgularina, bölgede yapilan yüzey arastirmalari sonucunda, Neolitik Dönemde rastlanmaktadir. Bu dönemden son antik çaga kadar buluntu veren otuz büyük yerlesim saptanmistir. Sonra Kalkalitik, Eski Tunç, Hitit, Phrygia, Hellenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanli uygarliklari boy gösterir.
1071'de baslayan Anadolu'nun Türklesmesi sonucunda Kutalmisoglu Süleyman Sah tarafindan alinan kentin, bundan sonra adi ve kaderi degisir. Nehçet-ül Menazil'de burayan gelen hükümdarlardan birinin çiçek açmis agaçlardan esinlenerek "Aksehir" dedigi rivayet edilmektedir. Aksehir'in günümüzde sahip oldugu eserlerden pek çogu Selçuklular zamaninda yapilmistir. Bu dönemde kent zenginlesir ve gelisir Horasan illerinden Seyyid Mahmut Hayran, Nimetullah Nahçevani gibi din bilginleri Aksehir'e göç ederek bu topraklarin manevi duygusunun degismesine katkida bulunurlar.Ancak uzun yillar süren haçli seferleri sirasinda kent hiçbir zaman görmedigi ölçüde tecavüz ve yagmaya maruz kalir. Selçuklu Devleti'nin çökmesiyle önce Esrefogullari, sonra da yüzyil Hamitogullari yönetir kenti.Beyliklerden günümüze sadece Maarif köyündeki Seyh Hasan Türbesiyle mezar taslari ulasir. Aksehir 1381 yilinda Murat Hüdavendigar'a satilir.Yildirim Beyazit 1402 yilinda Timur'a yenilince Ferrusah Mescidinin cenazelik bölümüne hapsedilir ve burada intihar eder. Fetret Döneminde kisa bir süre Karamanogullarinin eline geçen Aksehir, Fatih Sultan Mehmet tarafindan 1467 yilinda fethedilir ve Cumhuriyet'e kadar sürecek olan Osmanli hakimiyeti baslar.
Sevr antlasmasiyla Aksehir Italyanlar tarafindan isgal edilir ve Italyanlar Hristiyan mahallesindeki evlere yerlesirler ancak bu uzun sürmez. 1922 yilinin 28 temmuz günü bir futbol turnuvasi bahane edilerek bütün ordu komutanlari Aksehir'de bulusur ve son hazirliklar gözden geçirilir. Nihayet Büyük Taarruza karar verilir.
Aksehir dogumlu olan Tarik Bugra "Küçükaga" romaninda o yillari farkli bir gözlemle anlatir. Yemen'den, Çanakkale'den ve nice cephelerden yorgun düsmüs anadolu insaninin yeniden kurtulus mücadelesine kalkismasinin destanini roman kahramaninin gözüyle okuyucuya aktarir.
« Önceki :: Sonraki »